23 Temmuz 2014 Çarşamba

şehirde gece



Herkes uyuduktan sonra başlar gece;
Karanlık, yarasaların emzirdiği...
Hangi kuyudan gelir sesler, en derin
Rüyalarımızı bölen bu bilmece?

Her neyimiz varsa gömelim yastığa,
Unutalım uyanarak dün ne olmuş...
Dolunay bile yırtamasın perdeyi,
Sakinleşsin küreyi taşıyan boğa.

Ağaçlar eğilmiş toprağa dertleşir,
Açarlar belki de sessizce kum falı.
Başladı bile yıldızlar taşlaşmaya...

Bacalar büzülmüş soğuktan, dumanlı...
Duvarlar yer yer çatlaklarla bezeli.
Şehir soğukta başladı uyuşmaya...


16 Temmuz 2014 Çarşamba

heykelleşmiş yalnızlık



Toplanmış gözlerinin akında korku,
Sokak ve yıldızsız gece saatleri...
Burnunun ucunda toplanmış karanlık,
Siyah bir buz tutmuş sanki göğü yeri.

Biriktirdiğin hatıralar, çağlayan
İnsan selleri arasında kaybolur.
Sert bir düşüş, sonrası unutulmuşluk,
Sonrası bir sarhoşluk, sonrası dumur...

Yaslanmış mezar taşına bir hayalet,
Geçip giden zamana lanet ediyor.
Aklını bağladığın küflü kitaplık,
Raflarında sana merhamet ediyor...

Geceyi düşün; kimsesiz rüzgarlar ki
Yazılmış bir şiir yalnızlık üstüne...
Lambaların söndüğü o saatlerde,
Yarasalar tüner yalnızlık büstüne.


Ocak 2013

13 Temmuz 2014 Pazar

mahkum



İçim Belene, kafessiz bir ada,
Kıpkızıl bir mahkumiyet çemberi...
En dibe inmişim, çıkmışım ya da
Yürümüşüm bir ileri bir geri...

Tarlalarda siper almış askerler,
Biçilir tek tek başak taneleri.
Kimin için bu “barış”tan semerler?
Sahte mesihin sahte haleleri...

Soğuk, yine soğuk... İlelebet kış,
Saplanır ateşten kar çivileri.
Ölüm koluna Azrail'i takmış,
Çeker defterine borç çizgileri.



10 Temmuz 2014 Perşembe

göç yorgunluğu



Yeni çerçevelerde eski resimler;
Siyah beyaz, buruşmuş anılarımız.
Yollar ne zaman, niçin ayrıldı bilmem...
Geçmişten gelen hayalet bize ne der?

Kaç asır önceydi o toprak kokulu,
Kalın kumaşlı divanlardan kalkmışız.
Haber gelmez uçan kuştan, esen yelden,
Hayalimde bir bahçe bozkır dokulu.

Çadırlar kurdu ümitlerim zamana,
Doğudan batıya bir rüzgar göçmekte.
Takvim yaprakları dökülüyor tek tek,
Savruluyor geçmiş-bugün dört bir yana.

Ağaçlar kurumaya yüz tuttu şimdi;
Dallarına renk renk dilekler bağlanmış.
Orası, dedemin son uyuduğu yer
Ve orası, orası benim evimdi...



9 Temmuz 2014 Çarşamba

toprakça



Bir pir-i fani vardı gözleri yaşlı,
Nerede o eski ölümler derdi;
Yumuşak toprakta huzur arardık...

Huzur kalmadı tarlasında ölümün,
Kabirde olsun rahat bırakın kemiklerimi!..
Uzak Asya'dan gelen göç katarları gibi,
Gelmesin gözleri nemsiz menfaat alayları!..

Beni yüreğimin kabrinde rahat bırakın,
Bırakın uyusun gözlerim karanlıkta.
Ellerinde çiçeklerle sanki hak etmiş gibi,
Gelmesin başları dertsiz menfaat alayları!..

Bir isimsiz vardı sanki, hatırlar gibiyim,
Beyaz saçlarından maziye bakar gibiyim...
O pir-i fani vardı gözleri yaşlı,
Ölmeden daha ölüm yatağını hazırladı...



7 Temmuz 2014 Pazartesi

roma rakamıyla sıfır



Yakalayamıyorum saatleri,
Zamanı da koluma takamam ya...
Eski fotoğrafların kutsallığı;
Siyah beyaz çizgilerde aramak
Kaybolan geçmişi, eğer kaldıysa...

Irmaklar bir insanı anlatabilir mi?
Saatler tutabilir mi yakamızdan?
Ortaçağ sessizliğinde uyuyan sokaklarında
Kaldırımlarını boyuyoruz şehrin.
Sokak kedilerini de beslesek ya...

Ben, sen, biz...
Birçok insandık biz ismi yok...
Duvarlardaki sloganlar kadar değeri yok
Sıktığımız dişimizin; altın değil...
Yumruk değil sözlerim, anlayabilesin;
Kendi nankörlüğümüzü de sorgulasak ya...


4 Temmuz 2014 Cuma

yaz yağmuru



Vakit daha erken, güneş batmadı,
Bulutlar aceleyle aldı önünü sabahın;
Gökyüzünde boz bir renk hakimiyeti
Ve biz yine güzelleştik...

Bir şiir okusun arkadaşım bize;
İçinde bol bol fiiller olan bir şiir...
Ellerimizde duaların arsız istekli haramisi,
Yağacak yağmurları bekliyoruz.

Kim demiş buna yaz yağmuru diye?
Kokusu ta toprakta tüten bir bulut...
Ve biz yine güzelleştik yine...





1 Temmuz 2014 Salı

1944



Adeti değil yüreğimizi ısıtmak gecenin;
Üfleyin şamdanındaki mumları,
Yıldızlarını söndürsün bu seferde.
Bize tabut kadar bir ömür biçmişler,
Üstümüzden geçmiş kara tren katarları...

Caddeler soğuk, meydanlar boş;
Issız bedenlerde dolu kafalar
Volta atar durur yaşamak zindanında.
Bize avuç kadar bir rüya biçmişler,
Gözlerimizde geçmişin dolu kadırgaları...

Şehirde alışılmadık yeşil bulvarlar;
Yoksa bu gördüğümüz serap mı?
Uyumak ile uyanmanın arasında...
Bize bozkırlar kadar bir ölüm vermişler,
Ölmek ile ölememenin arafında...